25 Ocak 2014 Cumartesi

Asma Dalları Arasındaki Örümcek Ağı

Bir kaç yıl önce sonbaharda sisli bir sabaha uyandığımda, fotoğraf makinamı alıp, tekerlekli sandalyeme atladığım gibi, bağın içinde almıştım soluğu. İşte o zaman denk gelmiştim bu güzel örümcek ağına. Geçenlerde eski fotoğraflara gözatarken gördüm ve bu fotoğrafı bloga transfer edeyim dedim :) 

Bu maharetli örümcek kardeş ben fotoğrafını çekeyim diye örmedi heralde bu ağı. Yine de bilemeyiz tabi... Örümcekler ağlarını genellikle avlarını yakalamak için ve bir yerden bir yere atlarken (savrulurken ya da uçarken de diyebiliriz) tutunmak ve yere düşmemek için yaparlarmış. Böylece yerlerinden havalanan örümcekler karada 5 km uzağa savrulabilirlermiş. Hani, duy da inanma derler ya... Hakkaten inanması zor. Ama öyleymiş. Ağ örümü çoğunlukla gece olurmuş ve örülmesi en fazla 60 dakika alırmış. Böyle ince bir işçilik ve bu kadar kısa bir sürede, ne diyelim, helal olsun... 

Neyse, burada uzun uzadıya örümcek ağını anlatmayayım. Zaten bir örümcek uzmanı da değilim. Fotoğraftan sonra merak edip araştırınca okuduklarımdan bana ilginç gelen bir kısmını paylaşayım dedim. Merak edenlere zaten Google yolu açık :) Maksadım, güzel olduğunu düşündüğüm bu fotoğrafı sizlerle paylaşmaktı, o kadar...

22 Aralık 2013 Pazar

Köpek ve Ördeğin Dostluğu ve Oyunu

Bizden üzüm almaları vesilesiyle tanıştığımız yazlıkçı bir ailenin çocukları ördek civciv almışlar ve tabi zaman ilerledikçe de bu civcivler büyümüşler ve yetişkin birer ördek olmuşlar. Bu esnada yaz tatili de bitmiş ve dönme zamanı gelmiş. Ördekleri ne yapsak diye düşünürlerken, bize, "size getirip bıraksak kabul eder misiniz?" demişler ve 2008 yılında altı ördek böylelikle gelmişlerdi bize. Geldikleri zaman tavuklar acayip korkmuşlardı ördeklerden. Hatta, horozlar bile korkmuşlardı :) Vino durmadan onlara havlamıştı...


Bağda gezerken, yırtıcı kuşların saldırması ve bu gibi başka doğal sebeplerle zaman içerisinde maalesef sayıları azalmaya başladı. Bu yıla girdiğimizde iki tane kalmışlardı. Onlardan birisi, köpeğimiz Wine ile oynamayı çok severdi...

11 Kasım 2013 Pazartesi

Sepet Sepet Yumurta...

Sepet sepet yumurta / Sakın beni unutma / Unutursan küserim / Mektubumu keserim. İşte sepet, işte yumurta... Mektubu da ara ki bulasın...  

Zeytin toplarken kullanmak, içerisinde bişeyler taşımak gibi sebeplerle örülen ve kullanılan sepetler biraz eskidikten sonra çok güzel birer tavuk yuvasına (folluğuna) dönüşebilir. Bir ağacın gövdesine tutturulur ve tavukların çıkabilmesi için de bir merdiven konulur ya da bir platform üzerine yan yana yerleştirilirler. İçerisine biraz sap saman konulur ve tavuklar da gelir buraya yumurtlarlar. Bu iş için genellikle eskimiş sepetler kullanılır. Bu sepetlerin nasıl örüldüğünü de bilahare anlatacağım.. 

Yumurta toplanan sepetler normalden daha küçük olurlar. Zaten öyle sepetler için de "yumurta sepeti" tabiri kullanılır. Yumurtalar her ne kadar sepet, kova ya da bunun benzeri bir kaba toplansalar da, bazen böyle elbisenin kucağına toplandıkları da olur. Çok da hoş görünür, fotoğrafı da çekilir... 

6 Kasım 2013 Çarşamba

Sonbaharda Yaban Domuzlarının Bağa Zararı

Yazın bağda üzüm varken yaban domuzları bağa girip üzüm yemeye çalışıyorlar, köpeklerden ve bizlerden fırsat bulabilirlerse arada bazen yiyorlardı. Ve bu, sadece bizim buraya özel bir durum değil, dünyanın her yerinde problemdir...

Yaz mevsimi haricinde de yaban domuzları bağa giriyorlar. Geceleri buralara iner, yiyecek bişeyler bulmaya çalışırlar, sabaha doğru da tekrar dağa ya da ormanlık alanlara geri dönerler. Üzüm hasadı bittikten sonraki bu dönemde girmelerini pek önemsemeyiz. Daha doğrusu, önemsemezdik. Önemsemezdik ama bu sene farklı bir durumla karşılaştık.

Bağa girdiklerinde asma sıraları boyunca, yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü gibi, toprağı sanki çapalanmış gibi kazıyorlar. Bunu da, burunlarını sokarak yapıyorlar. Babamla konuştuğumuzda, "ne güzel işte bağı bedavadan çapalıyorlar" diye şaka yapıyordum. Toprağı bu şekilde kazmalarının sebebi solucan aramak. 

Topraksolucanları çok zayıf ışık dışında tüm ışıklardan kaçarlar. Bu nedenle gün boyu gizlenirler. Nemli ve ılıman dönemlerde her bir topraksolucanı gün boyunca, galerilerinin içinde ve yüzeye yakın üst kısmında uzanırlar. Galerinin üst kısmı yaprak parçalarıyla kapatılabilir. Ortalık kararınca bu yaprak parçaları itilir ve beslenme, çiftleşme ya da keşif için ön ucunu toprak yüzeyine çıkarır. Arka ucunu, tehlike anında hızlı bir şekilde kendini galerinin içine çekebilmek için galerinin içinde bırakır. İşte, o tehlikelerden biri de yaban domuzları oluyor...      

Üzüm her daim tercih ettikleri yiyeceklerden bir tanesi. Asma dallarının ucunda kalan neferiye üzümleri alıp yiyebilmek için dalları kırmışlar. Kırılıp koparılması hiç de kolay olmayan o dalları nasıl kırmışlar, hayret... Biz de dalların ucundaki neferiye salkımları kesip yere attık. Attık ki, illa yiyeceklerse yerdeki üzümleri yesinler, dallara daha fazla zarar vermesinler.

Bunlar da yaban domuzlarının kırmış oldukları dallar. Neyse ki bu durum bağın bir köşesindeki, üzerinde neferiye salkımlar kalmış olan sadece 3-4 sıra asmada böyle. Neyse ki... 

Biz de bunu tecrübe hanemize yazdık...

11 Ekim 2013 Cuma

Son Üzüm Salkımları

Sonbahara geldik. Belki bir yerlerde son bağbozumları yapılıyordur daha, ama bizim buralarda bağbozumu biteli epeyce oldu. Bağdaki son üzüm salkımları da, ya kıyıda köşede unutulmuş birkaç salkımdır, ya da asma dallarının uçlarında oluşmuş nefer salkımlardır. Nefer salkım mı? Nefer, neferiye, nifirge... O da ne derseniz, hemen tıklayabilirsiniz. Ve bu bekçiler, neredeyse yapraklar dökülüp, soğuklar bastırıncaya kadar beklerler bağı...

Bir Zinfandel salkımı. Bu salkım, nefer olarak kalmış ama bir nefer salkım değil. Tam olarak bir ana salkım da sayılmaz. Ağustos'un sonlarında olan bağbozumu(muz) zamanında yeşil taneli ve olgunlaşmamış diye bırakmışız muhtemelen ve şimdiye kadar kalmış...