03 Kasım 2009 Salı

Evde Şarap Grubu 3. Amatör Şarap Yarışması

Geleneksel hale gelen Evde Şarap grubu amatör şarap yarışmalarının 3.sü Ekim ayının 31'inde yapıldı. Grup ve yarışma hakkında daha geniş bilgiye Evde Şarap grubu web sitesinden ulaşabilirsiniz.



Bu yarışmadaki başarısından dolayı Sayın Ayhan Güleyen'e ve diğer yarışmacı arkadaşlara buradan tebriklerimi gönderiyorum...



Bodrum'dan yarışmaya katılan ben, kardeşim Erdal ve Rıdvan (Dursun) abinin şaraplarının üst sıralarda yer almaları, Bodrum'un iklimi, toprağı, antik dönemdeki şarap geçmişi ve bizler için çok sevindirici. Ayrıca, bu yarışmada Zinfandel üzümü de başarı elde etmiştir. Zinfandeli ülkemize bu üzüm için en uygun yöre ve iklime getirmiş olan Selva-Haluk İşmen'e teşekkürler...
Ve son olarak, şarapları İstanbul'a götürerek lojistik destek sağlayan sevgili kankam Haluk (Bermek) abiye de teşekkürler...
.
.

01 Kasım 2009 Pazar

Bodrum - Çömlekçi / İşmen Bağları Şarap Tadım Ve Sohbet Toplantısı



Selva - Haluk İşmen bağlarında şarap tadımı ve sohbet toplantımız. Misafirlerin bir kısmı bağı ve çiftliği geziyordu bu fotoğraf çekilirken, gidenler de olmuştu. Yaniii, bu kadar değildik, daha kalabalıktık :) Malum, fotoğraf işleri hep sona kalır.

.
Hava biraz esintili (poyraz) ve soğukça idi. Poyrazı kesen ve güneye bakan buradan bağı ve Karaovayı seyrederek sohbet ve şarap tadımı çok güzeldi... Zinfandelle birlikte anılan bu bağda güzel Zinfandel şarapları tattık.
.
.
Selva hanım, "bak seni kimle tanıştıracağım" dedi. Umurbey Şarapları 'nın sahibi Umur Arıner bey. Bir tanıştık, pir tanıştık :) Koyu mu koyu bir sohbet...
.


Bağa ilk vardığımızda daha arabadan inmeden bu beyi gördüğümde, "ben bir yerden tanıyorum ama nerden" demiştim. Meğer kaza öncesi (K.Ö) dönemden tanıyormuşum. Bizim George Simpson'muş :) Şaka bir yana, aynı ortamlarda bulunmuş, merhabalaşmıştık ama tanışmak bugüne kısmetmiş. George, www.bodrum-bodrum.com sitesinin de sahibi. Bu site Google'de Bodrum araması yapıldığında ilk sırada çıkan site.




.
Güzel bir tadım ve sohbet toplantısıydı. Ev sahiplikleri için Selva - Haluk İşmen çiftine ve her zaman olduğu gibi bugün de fotoğrafları(mı) çeken ve bunun için de hemen hemen hiç bir fotoğraf karesinde olmayan Erdal'a (kendileri kardeşim olur bilindiği üzere) teşekkürler...
.
.

29 Ekim 2009 Perşembe

Cumhuriyetimizin 86. Yıldönümü - 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun


Okulun bando takımı ve öğrencilerinin köy yürüyüşü. En öndeki çocuğun adı Ata.

Cumhuriyetimizin 86. yıldönümünü kutladık bugün. Zaten kutlamalar için gitmek istiyordum ama Mustafa, "amca gelceksin de mi?" deyince, "geleceğim tabi" dedim. Hepimiz okuldaydık bugün.


Pınarlıbelen'in içinden geçen yol, bir nevi köyün ana caddesi :)

Tören başlamadan önceydi, bando çalmaya başladı. Öğrenciler de köy yürüyüşü için hazırlandılar. Bandonun o gümbürtüsü ve ellerinde bayraklarla çocukların neşesi çok güzeldi...




Mustafa, öğretmeni ve arkadaşları köy yürüyüşündeler.


Öğrenciler harmandalı oynuyorlar.

Köy yürüyüşünden sonra Mustafa Kemal Atatürk ve şehitlerimiz için bir dakikaklık saygı duruşunda bulunuldu ve ardından İstiklal Marşı okunarak, kutlama töreni başladı.



Mustafa ve sınıfından bazı arkadaşları marş okuyorlar.



Şiirler okundu, konuşmalar yapıldı. Müge ve bir arkadaşı törenin sunuculuğunu yaptılar.



Öğrenciler gruplar halinde oyunlar oynadılar. Sunuculuk görevini bitirdikten sonra Müge de arkadaşlarıyla oyun oynarken.



Törenden sonra Mustafa'nın bazı arkadaşlarıyla fotoğraf çektirdik. Kızları da çağır demiştim ama, törenden sonra herkes dağılıverince fotoğrafımızda onlardan kimse ol(a)madı :) Fotoğrafımızda Celal eniştem de var. Eniştem aynı zamanda annemin amcasıdır. Bugün çok duygulanmış ve ağlamış orda. Eski günlerini ve iki yıl önce kaybettiğimiz öğretmen abisini (İbrahim Uygur) hatırlamış. Eniştem de bu okulun eski öğrencilerindendir. 1944'te ilkokula başladığında abisi de burada öğretmenliğe başlamış. Yani abisinin öğrencisi olmuş. "İlkokula başladığımda çok fazla birinci sınıf öğrencisi vardı, sıralar yetmez yerlere otururduk" diyor Celal eniştem. İbrahim öğretmen babam da dahil olmak üzere bir çok kişinin öğretmenliğini yapmış, bu okulun efsane öğretmenlerinden birisidir.



Bu da benim ilkokulum. Burada 4. ve 5. sınıfı okudum. Şimdiki yeni okulla aynı avlu içindeler, karşılıklı duruyorlar ve artık kullanılmıyor. Üç tane sınıfı var. Sınıfların bazıları birleştirilmiş sınıflardı, ama hangi sınıflarımız birleştiriliyordu unuttum.

Bağımsız ve özgür bir devlet olarak yeniden ayağa kalkıp Cumhuriyeti kurmamızın 86. yıldönümü, Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun. Cumhuriyeti kurmak çok büyük bir olaydı, şimdi marifet onu korumakta...
.
.

26 Ekim 2009 Pazartesi

25 Yıl Önce Bağcılığa Başlamamıza Vesile Olan Misafirimiz Muammer Özkan


Babam, ben ve Muammer (Özkan) abi.

Bağcılığa nasıl başladığımızı daha önce çeşitli defalar anlattım, yazdım. En son olarak bir dergide, "Birgün Denizli’nin Çal ilçesinden bir misafirleri gelmiş, Mehmet’in babasıyla beraber arazide gezerken çok büyük bir pinar ağacına sarılmış kalın gövdeli ve sağlıklı bir asma görmüş. Mehmet’in babasına “bu asma kaç yaşında” diye sormuş, babası da, “benim çocukluğumda böyleydi, heralde 100 yıllık vardır” diye cevap verince, misafirleri, “siz burda mutlaka bağcılık yapmalısınız” demiş. 25 yaşındaki ilk parsel bağı bunun üzerine kurmuşlar. Bakmışlar ki bu iş güzel ve bağcılıktan çok hoşlanmışlar, daha sonraki yıllarda diğer parselleri de tesis etmişler." şeklinde yer aldı bağcılığa başlayışımızın hikayesi.

Efendiimm, şimdiye kadar hep "bir misafirimiz" olarak geçen o kişinin adı Muammer Özkan. Niye şimdiye kadar ismini yazmayıp "bir misafirimiz" demişim ki. Neyse, demek ki bugüne kısmetmiş. "Kısmetsiz dayak bile yenmezmiş". Öyle der büyükler. Muammer abi emekli coğrafya öğretmeni, aynı zamanda eniştemiz olur kendisi. Babamın teyzesinin torununun eşi. Denizli'nin Çal ilçesinde yaşıyorlar. Memleket Çal olunca, doğal olarak bağcılığın içinde doğmuş büyümüş. Küçük bir bağ sahibi olmayı çok istemesine ve bağcılığı çok sevmesine rağmen, eşi Fatma ablanın şiddetli muhalefetiyle karşı karşıya :) Bugün hem bağcılık, hem de şarap konusunda epeyce çok lafladık.
.
.

24 Ekim 2009 Cumartesi

Adakarası, Kalecik Karası, Papazkarası, Horoz Karası Ve Diğerleri



Ülkemiz üzümün ve şarabın anavatanı. Çok fazla sayıda üzüm çeşidimiz var. Sonu "kara ya da karası" olan bir çok da şaraplık üzüm çeşidimiz var. Adakarası, Papazkarası, Kalecik Karası, Çalkarası, Horoz Karası, Foça Karası, Merzifon Karası, Sergi Karası. Alaçam Karası üzümünü de 5-6 yıl kadar önce duymuştum. Bir buçuk ay önce gittiğim Milas/Karacahisar köyünde kendisini de gördüm.

Sonu "Karası" olan bildiğim üzümler listesine en son olarak "Uluğbey Karası" üzümü eklendi. Bir arkadaşıma bu üzümden yapılmış bir şarap göndermişler, o da, "sen bu işlerle daha ilgilisin, sana göndereyim, nasıl olduğuna sen bakarsın" dedi. Nerde, nasıl yapıldığını falan bilmiyordum. Geldiğinde şaşırdım. Çok güzel bir ambalajı vardı. Meğer Süleyman Demirel Ün. Ziraat Fakültesinde yapılmış. İnternette bu konuda bir araştırma yaptığımda, Üniversite bünyesinde "Uluğbey Karası Bağcılığı ve Şarap Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi" kurulmuş olduğunu gördüm.



Uluğbey Karası şarabının ismi "Silver Rose." Bu isim Isparta'nın "Gül" ünden geliyor (sanırım). Üzerinde 2009 yazıyor ama, bu yıl yapılmış olamaz. Daha önceki hangi yıla ait bilmiyorum ama hatırı sayılır derecede okside olmuş. Renk ve renk değişimi yukarıdaki fotoğrafta olduğu gibi ve oldukça açık renkli. Aşağıdaki "Shiraz" şarabının rengiyle mukayese edebilirsiniz. Şarabın tanımlayamadığım ilk kokusunu beğenmedim. Biraz bekledikten sonra incir kokusu almış olmakla beraber, bu şarap başarız bir şarap. Bu şarabın en güzel yanı, üzümüyle ilgili bir araştırma yürütülüyor olması :)



Bayılıyorum Shiraz'ın rengine.



Alaçamkarası : Milas/Karacahisar köyü yakınlarında "Alaçam" diye bir yer var. Sanırım ismini ordan almış. Ortalama şaraplık üzüm tane büyüklüğünden biraz daha büyükçe taneleri var. Rengi çok koyu değil. Taneleri çok sert. Tadına baktığımda ekşiydi. "Heralde şekeri düşüktür" dedim ama şekerini ölçtüğünmde, 21 brix olduğunu gördüm. Hem bu kadar ekşi bir tat hem de bu kadar şeker ilginç doğrusu. Bu salkım bir haftaya yakın bir süre bozulmadan duracak kadar da dayanıklı. Bu üzüm, asidite problemi olan üzümlerdeki problemi gidermek için kullanılabilir diye düşünüyorum.

Papazkarası : Trakya'da (en yoğun Uzunköprü civarında) yetiştirilen bir çeşittir. Kaliteli, kendine has bukeli, dolgun ve hoş içimli sek şarap verir. Şarabının alkol derecesi %12-13 olur. Asiditesi biraz düşüktür. Şarabının rengi koyu kırmızı olmakla birlikte, zamanla açılma gösterebilir.

Çalkarası : Yaygın yetiştiği yer Denizli'dir. Orta mevsim (Ağustos sonu) olgunlaşan bir üzümdür. Şarabının alkolü %11-14 'tür. Total asidi düşüktür. Sıradan şaraplar veren bir çeşittir.

Horoz Karası : Gaziantep ve Kahramanmaraş civarında yaygın yetiştirilen bir çeşittir. Olgunlaşma zamanı (Ağustos sonu) orta mevsimdir. Taneleri iridir. Sofralık olarak da değerlendirilir. Şarabı renk ve tanence zengindir, alkolü yüksektir.

Sergi Karası : Yaygın yetiştiği yer Horoz Karası üzümüyle aynı, Gaziantep ve Kahramanmaraş'tır. Hem tane iriliği hem de salkım yapısı itibarıyla Horoz Karasına benzeyen bir üzümdür. Sofralık ve kurutmalık olarak da değerlendirilir. Orta kalitede koyu kırmızı renkte ve alkol derecesi %11-14 olan şarap verir.

Merzifon Karası : Üzüm Üreticileri Birliği; Merzifon’da başlattığı bağcılığın yeniden canlandırılması ve Merzifon Karası’nı tekrar gün yüzüne çıkarma çalışmaları hızla devam ediyor. Bu kapsamda; İtalya Milano Üniversitesinden Prof Dr. Attillio Scienza ve Prof. Dr. Oswold Failla "Merzifon Karası" ile İtalya’da yetiştirilen "Marzimino" üzümünün arasındaki ilişkiyi araştırmak ve Merzifon bağlarını incelemek üzere Merzifon’a geldi. Haberin devamı için tıklayınız.
.
.

15 Ekim 2009 Perşembe

Bağbozumu - Chateau de la Garde / La Tulipe 2009



Şarap tadımcısı ve yazar ve aynı zamanda Bordeaux'da şato (Chateau de la Garde) sahibi olan Ilja Gort 2008'in Mayıs ayında Bodrum'a geldiğinde bizim bağı da ziyaret etmiş ve o zaman tanışmıştık. Bu ziyaret ile ilgili yazıyı okumak için tıklayınız.



Ilja'nın bir blogu vardı. Zaten onun blogunu gördükten sonra karar vermiştim bu bloga. Yani bu blogun oluşmasında ve şu an burda yazıyor olmamda onun payı büyüktür. Ilja daha sonra blogtan vazgeçti, orada yazacaklarını yine blog düzeninde, bülten (SlurpArchief) şeklinde aylık olarak göndermeye başladı.



Bu ay, bağbozumunu ve fotoğraflarını günlük olarak yayınlamaya başladı. Günlük bağbozumu fotoğraflarına ve haberlerine de bu index sayfasındaki günlerin üzerine tıklayarak bakabilirsiniz.




Chateau de la Garde / La Tulipe
.
.

12 Ekim 2009 Pazartesi

Bağ'dan Sonbahar Renkleri - 2



Sabah (benim için) erken bir vakte kurmuştum saati. Uyandıktan sonra bir de dışarıya baktım ki, her yeri sis basmış. Biraz gezeyim, bir kaç da fotoğraf çekeyim diye hemen dışarıya çıktım. Sis çok yoğundu ve görüş mesafesi de çok kısaydı, adeta bir bulutun içinde gibiydim...



Asmaların yaprakları sararmaya ve dökülmeye başladılar artık...



Biraz yeşil, biraz sarı, arada da bu iki rengin diğer tonları... Kısaca sonbahar...



Sis o kadar yoğundu ve gözle görülüyordu ki, sisin içerisindeki su buharının çiğ olarak düştüğünü görebiliyordum nerdeyse...



Örümcek kardeş de çok güzel bir işçilik çıkarmış :)
.

.
.

09 Ekim 2009 Cuma

Evde Şarap Grubu 5. Amatör Etiket Yarışması / Gusto Dergisi



Evde Şarap Grubu 5. etiket yarışması geçtiğimiz Haziran ayı içerisinde yapıldı. Gusto dergisi de Ekim sayısında dereceye giren etiketlere bir sayfasını ayırmış. Benimle ilgili bölümde hem Soyadım yanlış yazılmış, üstelik de harf hatası falan değil, külliyen yanlış :) Neyseee... Doğrusunu bilenler biliyor zaten. Yazıyı, yukardaki sayfanın üzerine tıklayarak okuyabilirsiniz.

Evde Şarap Grubu : 2002 yılında Hakan Doğu tarafından internet üzerinde kurulan ve bugün itibarıyla 1136 üyesi olan bir grup. Evde Şarap grubunun temel amacı, Anadolu kültürünün bir parçası olan ve gittikçe unutulan şarap yapımını öğretmektir.
Bunun yanı sıra "şarap kültürü" ve "yeme-içme kültürü" ile, ülkemizde keşfedilmeyi bekleyen lezzetlere, yazışmalarda yolculuklar yapılmaktadır.
İnternet üzerinde yazışmalar dışında, grup içerisindeki iletişimin güçlendirilmesi ve yaşanan tecrübelerin paylaşılması için, üyeler arasında;
- Şarap tadım toplantıları düzenlenmesi,
- Panel düzenlenmesi,
- Şarap ve grup konularını ilgilendiren geziler düzenlenmesi gibi faaliyetler organize edilmektedir. (http://groups.yahoo.com/group/EvdeSarap/)



Etiketle uğraşmayı sevdiğim kadar, fotoğraf çekmeyi de seviyorum. Bu fotoğraf da etiketle şişenin buluşmuş hali. Etiket bilgisayar ekranında güzel dururken, şişe üzerinde aynı güzellikte durmayabiliyor. Onun için bir de şişe üzerinde görmek lazım :)



Bu etiket, bilgisayar ekranında durduğundan çok daha güzel durdu şişe üzerinde. Etiketin üzerindeki resmi yapan Muzaffer (Özgen) hocama, resim için çok teşekkürler...

07 Ekim 2009 Çarşamba

Bodrum Mavi Dergi 32. (Eylül-Ekim) Sayıdaki Yazım / Almanya-Rheingau-Lorch'dan Weingut Mohr'un Sahipleriyle Şarap Üzerine Sohbet

Almanya-Rheingau-Lorch'dan Weingut-Mohr'un sahibi aileden Saynur’la internet vasıtasıyla tanışmış sonrasında da tüm aileyle mail yoluyla haberleşmeye devam etmiştik. Garova Günlüğü sitemde (garova.com) bu yazışmalardan bazı bölümler yer alıyor.

Saynur, Jochen, çocukları Helin ve Moran Ağustos ayında iki haftalığına Muğla/Akyaka'ya tatile geldiler. Tatillerinin iki gününü Bodrum'a ayırdılar ve bir gününde de (15.08.2009) bizi ziyarete geldiler.

Almanya’da şaraphanelere “weingut” deniyormuş. Weingut-mohr (http://www.weingut-mohr.de/), 70 da bağı olan 130 yıllık bir şaraphaneymiş. Jochen bir şarap üretim mühendisi ve bu ailenin dördüncü kuşak temsilcisi. Biraz Türkçe biliyor. Bazen Türkçe konuştuk bazen de konuştuklarımızı Saynur tercüme etti. Zaman çok fazla değildi ama yine de epeyce çok şey konuşabildik.

Bodrum Mavi dergi (Eylül-Ekim) 32. sayıdaki "Almanya-Rheingau-Lorch'dan Weingut Mohr'un Sahipleriyle Şarap Üzerine Sohbet" başlıklı yukarıdaki yazının devamını, aşağıdaki dergi sayfalarının üzerine tıklayarak okuyabilirsiniz...








04 Ekim 2009 Pazar

Köy Düğünü ve Suavi, Necmi Cavlı ve Suat Aslanseren ile Tanışma ve Sohbet



Bu haftasonu arkadaşın (İbrahim Kocaman) düğünü vardı. Dün akşam ben de düğüne "gideyim" dedim. Ama pek fazla durmayı düşünmüyordum. Zaten hava rüzgarlıydı ve biraz da soğuk soğuk esiyordu. Oraya vardığımda ise rüzgar nerdeyse durmuştu. Bodrum'dan misafirler de gelecekti ve onlardan biri de Harun olacaktı. Düğünde görüşürüz demiştik. Ama işi çıktığı için gelememiş Harun. Ben de o misafir grubunun masasında bana ayrılan yere geçtim.



Merhabalaştık falan... Baktım yanımdaki kişi Suavi'ye benziyor. "Ne işi var ya Suavi'nin burda" dedim. Ama bir yandan da sohbet ediyoruz. Sohbet ilerledikçe, "konser, müzik" lafları geçince, "hıı, tamam Suavi'ymiş" dedim. Çok sohbet ettik Suavi'yle, pardon Suavi dostla :) Bundan sonra da haberleşeceğiz, görüşeceğiz artık...



Bu da davul ve zurna ekibi masaları dolaşırken. Görüldüğü üzere şu an bizim masadalar.

Bu fotoğrafta yeşil hırkalı kişiyle de daha sonra tanıştık, daha doğrusu tanıştırıldık. "Necmi Cavlı, müzisyen" dediler. "Ben bu ismi bir yerden hatırlıyorum" dedim. "Necmi Cavlı'nın 10 sene önce İngiltere'de kurduğu ''Oojami'' adlı müzik grubuyla çıkardığı Boom Shinga Ling adlı albümde yer alan Dark Ages ve Wicked adlı şarkılar, Leonardo Di Caprio ve Russel Crowe'un rol aldığı "Body Of Lies'' adlı filmde kullanıldı." Meğer bu haberden hatırlıyormuşum. Tabi daha sonra bunlar da dahil olmak üzere epey bi sohbet ettik. Bir zamanlar (gençliğinde) o da şarap yapmaya merak sarmış olduğundan, şaraptan da konuştuk...



İbrahim teknede çalışıyor. Çalıştığı teknenin sahibi de Suat abi. Şimdiye kadar kim bilir kaç defa bizim konuşmalarımızda onun bahsi, onların konuşmalarında da benim bahsim geçmiştir. Tanışmak bugüne kısmetmiş demek ki...



Bu da ben düğünden ayrılırken uğurlama fotoğrafı :) Ben ayrıldığımda düğün devam ediyordu.

Buranın düğünleri hakkında biraz bilgi vereyim : Kız evinde ayrı düğün yapılır, erkek evinde ayrı düğün yapılır. Kız evinde orgla düğün yapılıyor. Eskiden cümbüş, keman, davul'dan oluşan üçlü orkestra yapardı düğünleri. Son zamanlarda bun üçlüye org da katılmıştı. Şimdi hepsi gitti sadece org kaldı. Keşke yine eskisi gibi devam etseydi. Cümbüş olmadan olur mu hiç...Erkek evinde ise davul durna çalınır. Kız evinde Cuma akşamı kına gecesi olur, Cumartesi günü asıl düğün başlar, pazar gün de devam eder ve akşam üzeri biter. Erkek evinde Perşembe sabaha karşı başlayan "Bayrak dikme töreni" yapılır. Bu, davul zurna ve eğelnce eşiliğinde olur. Yeni günün öğle vaktine doğru biter. Daha sonra Cumartesi günü davul zurna tekrar gelir ve düğün başlar. Pazar günü öğleden sonra saatlerinde davul zurnalarla ve düğün konvoyuyla kız evine "gelin almaya" gidilir. Akşam üzeri gelinin geitirilmesiyle de düğün biter. Geriye de, "onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine" demek kalır :)
.
.

03 Ekim 2009 Cumartesi

Arkadaşım Mehmet Ali Kaptan



M.Ali Kaptan web sitemi görmüş ve bana mail yazmış(tı). Sanırım 3 yıla yakın bir süre önceydi bu. Ve böylece tanışmıştık. Mali bir mavi yolculuk kaptanıymış. Tekneyi karaya çekip bakıma aldıkları kış sezonunda, teknede çalışırken çelik halatın kilidi açılmış ve yüksekten düşme sonucu omurga kırığı meydana gelmiş. Gerisi malum :)

Tanıştığımız günden beri Mali kaptan beni Datça'ya davet eder, ben de hep niyet ederim ama bir türlü eyleme dönüşmezdi, hala da dönüşemedi. Ben de kaptana derdim "gel" diye. Kısmet bugüneymiş (yani dün, 02.10.2009). Kaptanın bir misafiri geleceği için, Bodrum Milas havaalanına onu almaya geldiler, gelmişken de bana uğradılar. Komşusu Tarık abiyle beraber geldiler. Çok fazla vakit yoktu ama, olduğu kadar artık =:)
.
.

02 Ekim 2009 Cuma

10. Yıl

Bu, 10. yıl marşı değil :)
Bu bir yıl dönümü, 10. yıldönümü. Bundan tam 10 yıl önce, 2 Ekim 1999'da geçirmiştim trafik kazasını. Yıllar da su gibi geçmiş, on yıl bitmiş, onbirinci yıla adım atmışım... Neden olmasın, 10. yıl Marşı demişken, belki de onu şu şekilde kendime uyarlayabilirim :)
Çıktık açık alınla on yılda her şavaştan;
On yılda yeni bir hayat yarattık silbaştan...

.
.

28 Eylül 2009 Pazartesi

Gülnar Önay ve Bağcı Komşularımız İşmenler'in Ziyareti



İki gün önce maili gelmişti Gülnar Önay hanımın, dün telefonla konuşmuştuk, bugün de yüz yüze konuştuk :) Malum, devir hız devri :) Gülnar hanım Çiftlik (köy) 'te oturuyor. Meğer oldukça yakınmışız. İki adımlık yer. Hani nerdeyse bağırsan duyulur. Selva hanımla da Lise'den arkadaşmışlar. Bugün Selva ve Haluk İşmen'le beraber geldiler. Şarap eşliğinde bi güzel sohbet ettik...

Gülnar hanım bana çevirisini yaptığı kitaplardan birisi olan Michel Lis - Bitkilerin Serüveni kitabını getirmiş. Teşekkürler...

Ev ve Bahçe Dergisinin sürekli yazarı olan Gülnar hanımın yazdığı kitaplar ise;
BİR BAHÇE KURUYORUM - İnkılap yayınları
BAHÇEM VE BEN - Remzi Kitapevi
DÜNYA ISINIYOR BAHÇEM DEĞİŞİYOR - İnkılap yayınları
99 SAYFADA BAHÇE BALKON ve EV İÇİ BİTKİLERİ Haluk Şahinle Sohbetler - İŞ Bankası Kültür Yayınları
8-12 yaş çocukları için AĞAÇLAR kitabı da yakında çıkacakmış.
.
.

27 Eylül 2009 Pazar

Kuru İncir



Kuru incir zamanı. Kuruyup dalından düşen incirler biraz daha kurumaları için yarı gölge yarı güneş bir yere serildiler. Daha sonra bunların içinden iyi kalitede olanlar seçildiler. Ve sıra bandırma işlemine geldi. Bandırmadan önce üzerlerindeki toz ve toprak yıkandı, incirler temizlendi. Çünkü kuruyan incirler toprağa düştüğü için üzerlerinde bir miktar toz ve toprak bulaşığı olur. İncir nasıl bandırılır tıklayınız.



Bandırılan incirler tekrar serilirler. Bunlar da yeni bandırılmış ve henüz serilmemiş olan, bandırma sepetinin içindeki dumanı tüten incirler.
.
Kuru incirin faydaları için tıklayınız
.
İncirin bandırılmasının zamanı konusunda da ince bir detay var; İncirin ay karanlık olduğu dönemde bandırılacağına, dolunayda bandırılırsa kışın pek dayanmayacağına ve bozulacağına inanılır. Biz tam sınırda bandırdık :)
.
Ben, "ay karanlıkken" bandırmanın nedenine, niçinine girmemiştim, "inanılır" deyip geçmiştim :) Sağolsun Mustafa Karaöz arkadaşım konuyu çok iyi toparlamış ve açıklamasını derli toplu bir şekilde yazmış yorum bölümünde; "Ay karanlık olayının sırrı; Bütün uçan haşereler, kelebekler, sinekler vb. gece ay varken, ışığında yumurtalarını bırakırlar. Ay ışığı olan gecelerde kesilen ağaçlar, açıkta bırakılan besinler bu zararlılarca yumurta bırakılmak suretiyle yavrularının besin bulması için bulaştırılır. Bu nedenle ağaçların ay karanlığı dönemi kesilmesi ağaç zararlılarının bulaşıklığını zorlaştırır."

Evet işin sırrı, olayın mantığı bu. Ve bu durum haşeratlara maruz kalan, özellikle besinler başta olmak üzere bir çok şey için geçerlidir. Hatta ve hatta bir kişi bana, "İtalya'dayken üzüm hasadının ay karanlıkken yapıldığını duymuştum, bunun gerçekliği nedir?" diye sormuştu.
.
.

26 Eylül 2009 Cumartesi

Adakarası Bağbozumu



Adakarası : Avşa Adası, Erdek ve Balıkesir yöresinde yetiştirilen bir üzümdür. Özellikle de Avşa adasıyla özdeşleşmiştir. Salkımları kanatlı, konik yapıdadır ve salkımdaki tanelerin dizilişi sıktır. Salkım iriliği ortadır. Güzel kırmızı rengi olan, yumuşak ve hoş içimli bir şarap verir. Şarabında % 12 - 13 alkol olur.



Avşa adası, Erdek, Balıkesir yöresi için olgunlaşma (hasat) zamanı Eylül sonudur. En yukarıdaki fotoğraf bundan 10 gün önce çekilmişti. Bugün yapılan hasat biraz geç kalmış bir hasat. 4-5 gün önce yapılsa daha iyi idi. Bu hasat, biraz mecburiyetten, biraz da geç hasatı denemek istememden dolayı bugüne kaldı. Bakalım şarabı nasıl olacak :) Bodrum'da bu mevsimde (ya da buna yakın bir zamanda) bağbozumu da olabiliyormuş demek ki :)



Mustafa, yani küçük yardımcım olmasa bu işler biter mi hiç :)

Avşa adasıyla özdeşleşmiş olan Adakarası üzümünden, adanın iki şarap üreticisi Büyülübağ ve Bortaçina şarap yapmaktadırlar.



Üzümler kesildiler ve eve taşınıyorlar. Arkadaşlarımıza yardımları için teşekkür ediyoruz.



Hüseyin üzümleri sap ayırma ve kırma makinasının içine boşaltıyor. Bağdan kesilirken salkımlar kontrol edilerek kesildiği için, burada bir daha kontrol edilmediler ve öylece kasayla makinanın içine döküldüler.



Sap ayırma ve çatlatma makinasından geçirilen üzümler fermentasyon kaplarına dolduruldular. Gerisi malum :) Yukarıda da görüldüğü gibi, Mustafa yine olaya müdahil :)

Bu kadar Adakarası dedikten sonra, adı "Adakarası" olan bir blogtan söz etmemek de olmaz :) Ben beğenerek takip ediyorum.
.
.

Nilüfer Hanım ve İlter Çelik Çiftinin Düğünü


Nilüfer hanım, İlter bey ve ben

Düğün Bitez'deydi. Bu düğün, nikahı daha önceden kıyılmış olan bir düğün. Bir nevi nikah tazeleme de diyebiliriz. Ne bir nevisi, öyle işte. İlter abi ve Nilüfer hanımın düğünü. İlter abiyle tanışalı bir yıldan fazla oldu. Web sitem vasıtasıyla tanışmıştık. Bu tanışıklığa vesile olan ise "şarap"tı :) Daha sonra bizim bağda beraber şarap yapmıştık...

İlk tanıştığımızda, sohbetimizin bir bölümünde şarap yapmayı da anlatmıştım biraz onlara. E haliyle bir takım kimyasal olaylardan da bahsetmek gerekiyor tabi. Bir ara, "siz ne iş yapıyorsunuz" diye sormuştum. "Kimya mühendisiyiz" demesinler mi :) İlk tanışmamızın böyle bir de anısı var.



Düğüne babamla gittik. Masamızda Rıdvan abi ve eşi, Kadir abi ve eşi vardı. Yani bizim grup :)Bir de İstanbul'dan gelen misafirlerden Remzi bey vardı. Kendisiyle tanışmaktan hepimiz çok memnun olduk. Selamlar Remzi bey. Masada yeri boş kalan, mazereti dolayısıyla düğüne gelemeyen sevgili kankam Haluk abiye de burdan selam...

Fotoğraf çekilirken, "masanın üzerindeki su şişesi iyi durmaz, onu kaldıralım" denilmişti. Kaldırılmıştı ama nereye gittiğini gör(e)memiştim. Şimdi fotoğraftan görüyorum ki, Rıdvan abinin kucağına kaldırmışız. Orada da iyi durmuş be abi :)



Müzik güzeldi. Müzik güzel olur da, böyle güzel bir düğün olur da, böyle neşeli konuklar olur da oynanmaz mı hiç. Bu fotoğraf da, Nilüfer hanım'ın (yani gelin hanım) ve arkadaşlarının güzel oyunlarının fotoğrafı...



Nikah tazeleme merasiminden sonra, sıra çiçek atmaya gelmişti. Nilüfer hanım da çiçeği havuza atmasın mı :) Bu bayan da çiçeği almak için havuza atladı. Kendisini bu cesaret ve kararlılığından dolayı kutluyorum.

Bundan biraz sonra da düğün pastasını kestiler. Sevgili Nilüfer hanım ve İlter abi, bu düğündeki gibi neşe ve mutluluk içinde geçsin günleriniz...
.
.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Frenk İnciri (Mısır İnciri, Kaktüs Meyvesi, Kaynana Dili)

İncir demişken buraların yaz meyvelerinden birisi olan "frenk incir"ini de unutmamak gerek. Burada Frenk İnciri adı da, Mısır İnciri adı da kullanılıyor. İncir mi, değil mi o da tartışılır tabi. Neticede obur bir kaktüsün meyveleri. Çok kolay yetişen bir bitkidir. Kesilip atılan bir dal parçası, bir kenarından hafifçe toprağa tutunmuşsa onu kolay kolay bırakmaz ve hayatını devam ettirir. Yol kenarlarında, duvar diplerinde bolca görülebilir. Oldukça çok meyve verir. Dikenli incir de deniliyor(muş). Latincesi Opuntia ficus-indica.

.
Bu meyve oldukça dikenlidir. Dikenler çok incedirler ve farketmek zordur. Ele kaçınca bulup çıkarmak da zordur. Hadi bu neyse de, dile ve ağız bölgesine falan kaçarsa işte o zaman çok kötü olur. Toplanacağı zaman bir süpürgeyle dikenlerini temizlemekte yarar vardır. Sonra bir de yıkandığında dikenlerinden büyük oranda temizlenmiş olur. Ama yine de soyarken ve yerken dikkat etmek gerekir. Soğutulup yenirse daha güzel olur. Oldukça çekirdekli bir meyvedir ve çekirdekleri serttir. Kendileri benim çok sevdiğim bir meyve olmamakla birlikte, sevenleri hiç de az değildir. Bodrum pazarında satılan meyvelerden biridir...



Sarı, turuncu, kırmızı renk tonlarında olabilirler. Faydalı olduğu söylenir, yazılır. Bu faydalar da şöyleymiş; İshal ve dizanteriye karşı faydalı imiş. Sindirim sistemini rahatlatır ve kabızlığı giderirmiş ki, bu konu pek şüphe götürmüyor :) Şeker hastalarına iyi gelirmiş. Kolesterol oranını düşür, tok tutar ve yemeklerden alınan yağın vücut tarafından emilimini azaltırmış. Bol C vitamini ihtiva edermiş.
Yaprakları kaynatılarak elde edilen solüsyonu da cildi nemlendirir ve taze tutarmış.
.
.

17 Eylül 2009 Perşembe

Bodrum Mavi Dergi (Temmuz-Ağustos) 31. Sayı / Bodrum'un İncir Bahçeleri ve Bodrum'da Bir İncir Dostu; Sema Yılmaz Karasu

Turizm ön plana çıkmadan önce Bodrum’un geçim kaynaklarından biri de tarımdı ve tarımın içindeki önemli ürünlerden birisi de incirdi. O tarihlerde incirin çok büyük bir bölümü, hatta tamamına yakını kuru olarak işlenip ticareti yapılırken, günümüzde ise taze olarak tüketimi çok artmış durumda. Bodrum yöresindeki ailelerin ve Bodrumlu tüccarların çoğunun geçmişinde incir bir şekilde yer almıştır. Kimileri yetiştirmiş, kimileri ticaretini yapmış, kimileri de nakliyatıyla uğraşmıştır.

Bodrum Mavi dergi (Temmuz-Ağustos) 31. sayıdaki "Bodrum'un İncir Bahçeleri ve Bodrum'da Bir İncir Dostu: Sema Yılmaz Karasu" başlıklı yukarıdaki yazının devamını, aşağıdaki dergi sayfalarının üzerine tıklayarak okuyabilirsiniz...








15 Eylül 2009 Salı

Amerika Açık (US Open) Tenis Turnuvası - 2009

Amerika Açık (US Open) dün gece (Pazarı pazartesie bağlayan gece) oynanan tek erkekler final maçıyla sona erdi. 15 günlük turnuva boyunca maçlar akşam 19:00 sıralarında başlayıp ertesi gün sabah saatlerine kadar devam edince ben de biraz uykusuz kaldım haliyle. Bir de, "bu televizyonda tenis maçından başka bişey yok mu?" yakınmalarına maruz kaldım.



Bu turnuvanın benim için en güzel yanı (sanırım aynı heyecanı ülkedeki tüm tenisseverler duymuştur) turnuvada bir oyuncumuzun, Marsel İlhan 'ın olmasıydı. Marsel elemelerden ana tabloya yükseldi. Bu bile çok sevindirici bir olaydı. Ama Marsel bunla da kalmadı, birinci turu da geçti. Ve ilk kez grand slam (ve hatta ATP turnuvaları) turnuvasında kendi oyuncumuzu seyretme zevkini ve gururunu yaşattı. Seyretiğimiz ikinci tur maçında gayet de iyi oynadı. Ben hala John İsner'i yenebilirdi diye düşünüyorum. Teşekkürler Marsel, yolun açık olsun...



Çift bayanlarda İpek Şenoğlu ile Kazak partneri Yaroslava Shvedova, 2. turda 5 numaralı seribaşları Slovak Daniela Hantuchova ve Japon Ai Sugiyama çiftiyle karşılaştı. Müsabakayı 4-6, 6-1 ve 6-2'lik setlerle yitiren İpek Şenoğlu-Yaroslava Shvedova ikilisi turnuvaya 2. turda veda etti. Onlara da çok teşekkürler...

Turnuvada sürprizler de yaşandı. Özellikle tek bayanlarda. Daha ilk turlarda İvanovic'in elenmesi, sonra Jankovic'in, Dementieva'nın, Sharapova'nın, Venüs Williams'ın elenmeleri sürprizdi.

Erkeklerde ise büyük sürprizler yoktu. Roddick'in üçüncü turda elenmesi sürprizdi. Murray, Nadal gibi oyuncular çeyrek final ve sonrasında elendiler ki, bu da, bu düzeydeki bir turnuvada sürpriz sayılmaz. Tek bayanlarda genç tenisçiler oldukça iyi izler bıraktılar, yeni yeni yıldızların gelmekte olduğunun sinyalini verdiler...



Tek bayanlar final maçını Belçikalı tenisçi Kim Clijsters ve Danimarkalı Caroline Wozniacki oynadılar ve maçı Clijsters kazandı ve şampiyon oldu. Kim Clijsters iki yıl önce tenisi bırakmıştı. Daha sonra evlendi, sonra bir çocuğu oldu ve ardından da (2 yıl sonra) tenise geri döndü. Tenise geri döndükten sonraki üçüncü turnuvası US Open'da şampiyonluğa ulaştı. Ayakta alkışlanacak bir durum. Çocuk da yaptı, şampiyonluk da :) Ve seyirciler de, onun güzel oyununun yanında, bu geri dönüşüne ve anne olmasına ayrıca bir saygı ve sevgi duyuyorlar. Wozniacki'ye gelince, o da genç (20 yaşında) ve başarılı bir tenisçi. Ve bütün bunların yanında çok da güzel bir tenisçi :)



Tek erkekler final maçında Federer maça çok iyi başladı ve ilk seti 6-3 aldı. İkinci setin başında servisini kırdıran Del Potro, setin sonunda Federer'in servisini kırarak seti tei-break'a taşıdı ve tei-break'ı da 7-5 almayı başardı. Maç 1-1 olduktan sonra adeta yeniden başladı ve maçın geriye kalan kısmı da çok çekişmeli ve zevkli geçti. Maçta setler 2-2'ye geldikten sonra, son set beklenmedik şekilde Del Potro'nun üstünlüğünde geçti ve son seti 6-2 aldı. Ve Del Potro maçı 3-2 (3-6, 7-6, 4-6, 7-6, 6-2) kazandı ve şampiyon oldu. Maçta Federer'in 56 winner'ı, 62 basit hatası vardı. Del Potro'nun ise 57 winner'ı, 60 basit hatası vardı.

Juan Martin Del Potro, Gilarmo Gilas'tan sonra US Open'da şampiyon olan ikinci Güney Amerikalı oldu. Bir başka not; Del Potro hem Nadal'ı hem de Federer'i yenerek şampiyon oldu.

Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi tenisçisi kabul edilen Roger Federer'in ise bu turnuvada 40 galibiyet ve 5 şampiyonluğu bulunuyor. Federer'in toplamda ise 15 grand slam şampiyonluğu var. İşte Federer bu kadar büyük bir tenisçi. 28 yaşındaki tenisçinin bu yıl bir de ikiz çocukları oldu.
.
.

10 Eylül 2009 Perşembe

Milas/Karacahisar Köyü Gezisi

Epeyce zamandır, "bir gün seni bizim köye götüreyim" diyordu Haluk (Akbatur) abi. Dün (9 Eylül) oraya gittik ve bu yazıyı da dün yazacaktım aslında. Ama akşam saatlerinde eve dönüp yemeği yedikten ve ardından da milli maçı izledikten (ve kahrolduktan) sonra uyuyup kaldım. Yazı da bugüne kaldı.



Karacahisar'a Mumcular yönünden gidilirse; Mumcular, Bayır (Mumcular'ın mahallesi), Kısırlar, Söğütçük, Karacahisar istikameti takip ediliyor. Mumcular-Karacahisar arası 17 km. Karacahisar-Milas arası da 20 km. Karacahisar'ın nüfusu 800 imiş. Köyün çok yakınından bir dere akıyor. Bu derenin içinde "Su Çıkan" denilen bir yer var ve burada derenin içindeki gözlerden su çıkıyor. Meşhur "Uyku Vadisi"nin suyunun kaynağı da burasıymış. (Uyku Vadisi bağlantı 1, bağlantı 2 )



Haluk abi, göz doktoru ve sualtı fotoğrafçısı. Üniversitede doçent olarak çalışıyorken ve Prof.luğuna az bir süre kalmışken Üniversiteyi bırakmış. Kimse inanamamış :) "Ben yediğim meyvelerin çekirdeklerini hiç atmaz, evdeki saksıların içine dikerdim hep, balkon fidanlarla dolmuştu" diyor. Hal böyle olunca, kendini doğaya atmak kaçınılmaz olmuş onun için. "Meyvelerimi, sebzelerimi yetiştireyim, kendi bağım olsun ve kendi şarabımı yapayım" diyor. "Ferrarisini satan bilge" onu tanısa, "breh, breh, breehh" derdi heralde :)



Bağ arazisine çok hakim bir noktadaki evin böyle çok şirin bir de balkonu var. Bana da orada biraz keyif yapmak kaldı :)



Balkonda şezlong sefası da yaptım. Aşağıda dere kenarında hamak da vardı ama oraya kadar inmek, sonra da hamağa atlamak beni aşıyor biraz:) Ilık sonbahar güneşinin altındaki şezlong sefama bu minik kedi de ortak oldu. Normalde kedilerle bu kadar içli dışlı değilimdir ama bu ufaklık usul usul geldi ve buraya yatıp uyumaya başladı, ben de bir süreliğine keyfini bozmadım...



Tahtadan oyulmuş bu tekne (aslında özel bir adı vardı ama unuttum) öylesine bişeymiş gibi görünüyor ama, bakmayın öyle göründüğüne, aşağı yukarı 100 yıllıkmış, bir başka deyişle, asırlık :) İçerisinde üzüm (ve benzeri) şeyler ezmeye ve suyunu çıkarmaya yarıyor.



Bu ufaklık da, Haluk abinin komşusu Burhan beyin Sibirya Kurdu. Tabi şu haliyle kurtluktan eser yok :) Daha çok bir kedi yavrusuna benziyor.
.


Etrafı çam ormanları, biraz zeytin ve dere kenarındaki çınar ağaçlarıyla, erguvanlarla kaplı bu arazi geleceğin müstakbel bağı :)

.
Az sayıdaki bu asmalar da, kurulacak olan bağın keşif kolu :)
.
.