Yağmur yağıyordu, fotoğraf makinemi çıkardım, konu mankenime de (kendisi Mustafa olur) şemsiyeyi alıp yağmurun altına geçmesini söyledim. Güzel bir fotoğraf çekecektim. Sürpriiz, fotoğraf makinemin pili bitmiş. Yağmur da pilin şarj olmasını beklemiyor tabi, bu durumda, yağmurdan sonra çekilmiş bu fotoğrafa kaldık artık :)
Derler ki, "Ağustos'un 15'i yaz, 15'i güz." Yani, bu demek oluyor ki sonbahar mevsimi geldi. Bir başka deyişle, güz mevsimi. Bugün de ilk güz yağmuru yağdı. Geçen yıllara göre de biraz erken yağdı. Eee, her sene aynı tarihte yağacak diye de bişey yok tabi... Zaten bu yıl üzüm, armut, incir, v.s 10 gün kadar erken gelişmişti, ilk güz yağmurunun da erken yağması normal :)
Hava ciddi şekilde serinledi ve yağmur da öylesine çiseleyip geçmedi, toprakta minik dereler oluşturacak kadar yağdı. Ve her yeri toprak kokusu sardı. Bütün bitkiler, son yağmurlardan beri üzerlerinde birikmiş olan toz v.s den kurtuldular. Yağmurdan sonra açan güneşte hepsinin yaprakları parıl parıldı.
Bütün bunlar çok güzel tabi. Ama
bu yağmurun bir başka
güzel tarafı daha var, belki de asıl güzel tarafı demek lazım, o da
üzüm hasadı bittikten sonra yağmış olması. Böylece üzümler yağmurdan hiç etkilenmediler. Şaraplık üzümler yağmura yakalansaydı eğer, hem fiziksel olarak salkımlarda çürümelere neden olabilirdi, hem de bağ sulanmış olacağı için tanelerdeki şeker oranı biraz düşecek, aroma konsantrasyonu bundan olumsuz etkilenebilecek ve şarabın biraz gevşek ve sulu bir yapıda olmasına neden olabilecekti. Aynı şey sofralık üzümler için de geçerli... Bütün bu olumsuzluklar olmadığı gibi, hasat bittikten sonra bağ sulanmış oldu, çok da güzel oldu... Bu yağmurun bir başka faydalı etkisi de zeytin ağaçlarına. Onlar için de yağmurun tam zamanıydı...
.
.