11 Nisan 2009 Cumartesi

Sarı Çiçek Denizi



Bağın bitişiğindeki bu tarlayı bu haliyle 15 gün kadar önce arabayla yoldan geçerken görmüştüm. Adeta bir sarı çiçek denizi gibiydi. Ay çiçeği tarlasının bir değişik versiyonu. O günden beridir gitmek istiyordum buraya. Çok uzak değil aslında. Ama kimi zaman yağmur yağdı, kimi zaman başka bişey bahane olduğundan gidememiş ve arabayla yanından gelip geçerken seyretmekle yetinmiştim. Dün babam, "bir kaç gün sonra orayı süreceğiz, gitmek istiyorsan elini çabuk tut" deyince, bugün de hava çok güzel olunca artık gitmemek olmazdı. Bu çiçeklerin arasında yatmak da istiyordum aslında ama onu yapamadım işte.



Oraya kadar gitmişken bu sarı çiçeklerle bir tane de yakın plan fotoğraf çektirmemek olmazdı değil mi :) Bahar bahar diyorum ya, işte bu da baharın bir başka yüzü...



Bu da sarı çiçek denizini oluşturan fertlerden birisi. Ara ara papatyalar da var ama sarılar o kadar çok ki...
.
.

9 Nisan 2009 Perşembe

Bodrum-Çömlekçi'de Selva-Haluk İşmen Bağlarında Şarap Tadımı ve Bahar



Evde Şarap grubunun Bodrum'daki üyelerinden Selva İşmen, Rıdvan Dursun ve ben bugün Selva hanımın bağında, 2008 yılında yaptığımız şaraplarımızı tatmak üzere toplandık. İçimizdeki en heyecanlı kişi de Selva hanımdı, çünkü dışardan birileri olarak şarapları hakkındaki bizlerin yorumumuzu çok merak ediyordu. Bu arada ben, uzman olmadığımı, amatör olduğumu söyleyeyim. Zaten yorumlarımı yaparken de bunu hep söylüyorum. Selva hanıma, yorumlarıma ve fikirlerime atfettiği önem için de teşekkür ederim ayrıca... Güneşli, ılık ve hatta bir ara bir kaç damla yağmurun bile düştüğü bir bahar gününde, Karaova'nın güzel bir köşesinde, etrafın yem yeşil olduğu, rengarenk çiçeklerin olduğu bağ seyir terasında güzel bir tadım ve bir o kadar da güzel bir sohbet oldu...



Ben ve babam oraya vardığımızda, Rıdvan abi ve eşi Ömür hanım gelmişlerdi. Ömür hanımla ilk defa tanıştık. Çiftlikte yeni işe başlayan Sinan'la da ilk defa tanıştık. Diğer misafirler Ayşe Özer ve Üstün Tavşan'la karşılaşmaksa güzel bir sürpriz oldu bana. Bodrum Ticaret Odası yayını olan Bodrum Mavi dergi(miz) için Selva hanımla röportaj yapmak üzere gelmişlerdi. Epeyce zamandır görüşemediğimiz arkadaşlarımla görüşmek çok iyi oldu. Vakitleri kısıtlı olduğu için onlar şarap tadımımıza kalamadılar, artık başka bir sefere. Ben de genellikle fotoğraf çeken olduğum için, fotoğraf çekenlerin fotoğraf karesinde olamama dertlerini bilirim. Bu kareyi çeken kişi de Üstün'dü :)



İlk önce börek ve sonrasında Selva hanımın kendi yaptığı kek ikramından sonra, tadıma peynir, ekmek ve Selva hanımın yapmış olduğu zeytinler eşlik etti.

İlk olarak Selva hanımın Cabernet Sauvignon'unu tattık. Ön burunda zayıftı. Cabernet Sauvignon'un karakterini yansıtan aromalar algılanmadı. Damakta tanen çok yoğun ve diri, asiditesi yüksekti. Belki de bu şarap bir süresi fıçıda olmak üzere bir kaç yıl beklemeli. Zira Cabernet'in, ilk yılında içilmesini zorlaştıracak kadar yoğun tanenli olduğunu biliriz. Zaten bu yüzden de Merlot ile kupajı yapılmaz mı? Bekleyip görmek lazım... İkinci olarak Selva hanımın Shiraz'ını tattık. Hafif meşe kokusu da algılanan, aromatik, dengeli, içimi güzel bir şaraptı. Üçüncü şarap Selva hanımın Zinfandel'i idi. Bayılıyorum bu Zinfandelin kokusuna. Aromaları güzel, dengeli, bitişi uzundu. Rengi, Zinfandelde olması gereken renge göre açıktı. Ama güzel bir şarap.

Rıdvan abinin ise bir Zinfandel-Şiraz kupajını tattık. Bu mecburiyetten kupaj:) Üzümlerin damacanaları karışınca mecburen kupaj olmuşlar. Meşe kokusu kendini belli ediyordu. Dengesi iyi, içimi hoş, bitişi ortaydı. Rengi ise maalesef açıktı.

Son olarak da benim Garova Shiraz'ımı tattık. Rengi iyi bulundu. Hem burunda hem de damakta aromalar algılandı. Dengeli ve bitişi uzundu.



Babam eline kadehi, Rıdvan abi de karafı almıştı. Ona dedim ki, "abi bu fotoğrafın altına, tadımın sonuna doğru Rıdvan abi şarabı artık karaftan içmeye başladı yazarım" dedim. "Yaz, yaz..." dedi, ona gülüyorduk.



Bağın içinde bol bol yabani turp ve hardal otu var ve çok da büyümüşler. Yeşil gübre olarak gayet faydalılar...



Bol bol yabani turp ve hardal. Toprağın tava geldiğinde toprağa karıştırılacaklar.



Herşey iyi hoş da, bu kadar ot varken toprak işlemek zor olur. Bundan dolayı bir kısmı biçilmiş. Sonra buna gerek kalmamış.



Çünkü toprak frezesi için bu sorun değil. Daha önce bizim toprak işlemeyi sürerek yaptığımızı yazmıştım. Ama aslında toprak frezesinin daha iyi bir seçenek olduğunu da yazmıştım. Toprak frezesini yeni almış ve burada denemişler. Gayet başarılı. Babam hem işlenen toprağı, hem de asmaları inceliyor. Sanırım ufukta bize de bir toprak frezesi almak görünüyor :)



Asmaların budanması konusunda Selva hanım ve Sinan'la bazı fikirlerimizi ve önerilerimizi paylaştık. Babam bunları anlatıyor...
.
.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Bakla ve Çiçeği



Baklanın böyle de güzel çiçekleri var işte... Bahar gelince onlar da güzel bahar tablosunun içindeki yerlerini aldılar...



Baklaların kimi henüz çiçek açmakta, kimileri de çoktaan baklalarını vermeye başladılar. Bakla ve yoğurt ikilisi de en sevdiğim yemeklerden birisi. Okuldayken (yatılı Lise) baharda çıkan yemeklerden birisi de bakla yemeği idi, tabi yanında da yoğurt. Arkadaşlarımızdan birisi bu yemeği yememişti. O günkü nöbetçi hocamız da, arkadaşımızın başına dikilmişti yemesi için. Biz de o aralar, bu olaydan ötürü "Baklacı Mahmut Paşa" demiştik hocamıza. Dile kolay yirmi yıldan fazla oldu. Vay bee, zaman da ne çabuk geçiyor...

İki tür bakla var, birisi yukarıdaki boyu küçük olan ve bizim burada "kara bakla" dediğimiz bakla.



Diğeri ise yukarıda da görüldüğü gibi, kara baklaya göre bariz şekilde daha büyüktür. Bu baklaya da bizim burada "börek bakla" denilir. Bu arada, burada baklaya "pakla" denildiğini de söylemekte fayda var :)

Yaz gelince kuruyan baklalardan elde edilen iç baklaların, herhangi bir baklagil ürününde olduğu gibi yemeği yapılabilirken, kabuğu çıkarılan iç bakladan ise meşhur "fava" yapılır. Bu yörede favaya "pava" denir. Yine "yi (ye) pava, kaldır hava" da bu yörenin bir sözüdür. Yani, "pavayı ye, başla şarkı söylemeye" demektir...

Yorum Sayfasından buraya alıntı :

BURAYA FAVİZMLE İLGİLİ BİR NOT KOYMAK UMARIM BAKLA SEVENLERİN İŞTAHINI KAÇIRMAZ. Çünkü bakla zehirlenmesi de denen favizm ölümcül sonuçları olan ve Akdeniz bölgesinde sık görülen bir sağlık sorunu. "Favism olgularında aileleri telaşa düşüren şey; kişinin aniden bitkinleşmesi, sararması ve kan renginde idrar yapmasıdır. Bakla yeme sonrasında akut hemolitik krize yakalanmış kişilere, çoğu durumda sağlam kan verilerek, ölümleri engellenebilmektedir."
Bilimsel çalışmanın tamamı işte bu adreste:
http://sci.ege.edu.tr/~gucel/bakla.htm
.
.

4 Nisan 2009 Cumartesi

Toprak Sürgüsü Çekildi



Asmaların arası sürüldükten sonra bir kaç gün güneşlendi ve havalandı. Bugün de toprak sürgüsü çekildi.



Asmalar filizlendiler ve filizler hızla büyüyorlar. Bundan sonra belli aralıklarla (aklımdan geçen süre 4-5 gün) aynı asmanın fotoğrafını çekmek istiyorum.
.
.

1 Nisan 2009 Çarşamba

Papatyalar ve Küçük Mavi Çiçekler



Papatyalar, en güzel kır çiçeklerinden birisi ve şimdi her yer onlarla kaplı...

Papatya için yazılmış şarkılar da var ve bunların en başta geleni, Papatyanın kendisi kadar güzel ve aynı adı taşıyan, Necdet Koyutürk tarafından yazılıp bestelenen ve en popüler Türk tangolarından birisi olan "Papatya" şarkısı.

Papatya gibisin beyaz ve ince
Eziliyor kalbim seni görünce
İsmin dudaklarımı yakıyor neden
Nedir bu çektiğim senin elinden
.......

Papatya için yazılan şarkılardan bir diğeri de, Teoman'ın nakaratında "Oh Papatya, Yüzümün haline bak..." dediği o güzel şarkısı.



Bu küçük mavi çiçekler hangi otun çiçekleridir ve adı nedir bilmiyorum ama çok hoşuma gittiler :) Ve bunlardan etrafta çok fazla vardı..
.
.