30 Ocak 2009 Cuma

Bodrum Mavi Dergi 27. Sayı

Bodrum Mavi dergi 27. sayıdaki "Bodrum'un Yenilen Otları ve Pazarları" başlıklı yazıyı, dergi sayfalarının üzerine tıklayarak okuyabilirsiniz...






.
.

27 Ocak 2009 Salı

Köremen, İğnelik, Deve Tabanı ve Isırgan Otu

Bugün oldukça erken kalktım, sabah erkenden çocukları İzmir'e uğurladık ve babamla diş hekimi arkadaşım Mustafa'nın muayenehanesine geldik. Çoğu kişi için, ömür biter diş problemleri bitmez. Ben de o çoğu kişiden biriyim maalesef. Problemli bir kaç dişimin çaresine bakalım demiştik, korkunun ecele faydası yok ne de olsa. Bugünkü diş biraz zorluydu (Mustafa öyle demişti) ve sabah kalktığımdan itibaren beni bir stres almıştı. Neyse uzatmayayım, ben kendimi baya acıya hazırlamıştım aslında ama hiç zorlu geçmedi, ohh be...

Gelelim bir kaç gündür devam eden konumuza. Yani ot konusu. Bugün son otları yazayım ve en azından şimdilik bu konu kapansın. Tabi ilerde ne olur bilemem. Malum, Burası Ege. Ottan bol ne var :)



Köremen : Yukarıda sadece yaprakları var, gövdesi ve yumrusu sarımsağa benzeyen bir bitki. Doğal olarak yetiştiğinden, gelecek yıl aynı yerde tekrar yetişebilmesi için yumruları sökülmeyip arazide bırakılmış. Tadı sarımsağı andıran bir ottur, biz diğer otlar kavrulurken ve sac böreği yapılırken çeşit olarak kullanıyoruz. Ama daha değişik şekilde değerlendirmek sizin yaratıcılığınıza kalmış, ki bu konuda başka tarifler de var zaten.



İğnelik Otu : Kavrularak yemeği yapılır. Sac böreği iç malzemesine katılır.



Deve Tabanı : Bu otu daha önce duymamıştım. Ama görüntüsü gayet hoş. Kavrulup yemeği yapılarak ve haşlanarak yeniliyormuş. Bunun yanı sıra diğer ot yemeklerinin içine çeşit olarak da kullanılır.



Isırgan Otu : Bizim buradaki adı "dılan ya da dalan" dır. Bu da dalamaktan gelir. Bilindiği gibi bu ot insanı (cildi) dalar, kaşındırır. Bizim buralarda sevildiğini pek söyleyemem, dolayısıyla da toplanılmaz, yenilmez. Toplayan varsa da çok nadirdir. Ama bu otun böreklerde kullanıldığını, çorbasının yapıldığını ve başka türlü değerlendirildiğini okuduklarımdan biliyorum. İlgilenenler için internette bu konuda tarifler var. Ben, otun bizim buradaki durumunu yazdım...

* Fotoğraflarını çekmem için bu otları toplayıp bana getiren sevgili anacığıma teşekkür ederim...

** Köremen ve deve tabanını daha önce yazmıştım ama, diğer otlarla konu bütünlüğü olsun diye tekrar yazdım.

Uyarı : Bilmediğiniz, emin olmadığınız otları, mantarları yemeyiniz.
.
.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Gelincik Otu, Gazyak, Pazı Yaprağı ve Sac Böreği

Bu ot konusu biraz uzuyor ama, hazır sac böreği için (bugün) toplanmış bir tepsi ot varken ve hazır bu konuya başlamışken ot bahsine devam edeyim dedim :)



Sac böreğinin içi hazırlanırken sadece aşağıdaki otlar kullanılmıyor. Yağ, çökelek peyniri, gelincik otu, ıspanak, pazı yaprağı, dereotu ve taze soğan yaprağından sac böreğinin içi hazırlanacak.


Sac böreği için toplanmış karışık otlar



Bu otlardan biri Gazyak otu. Bu yörede "k" harfleri "g" olarak söylendiğinden çoğunlukla "gazyak" denilir, onun için ben de burada söylendiği gibi söylüyor ve yazıyorum. Ancak bu ot daha çok Kazyak ya da kazayağı adıyla biliniyor. Gazyak su akıntılarında, dere kenarlarında ve hayıt yakınlarında daha çok olur. Biraz maydonozu andırır.



Tepsideki otlardan birisi de Gelincik otu. Gelincik otunun üç değişik çeşidi var. Yukarıdaki onlardan birisi.


Bir diğer Gelincik otu.


Ve diğer bir Gelincik otu daha.

Pazı yaprağı. Pazı yaprağının dolması (aslında sarma demek daha doğru galiba) da yapılıyor. Yani meşhur "pazı dolması". Bizim buralarda pek yapılmaz. Burada, yaprak sarması ve lahana yaprağı dolması (sarması) yapılır.
.
Tabi bu otlar sadece börek yapımında kullanılmıyorlar. Gelincik otunun da aynen gaba (ebegümeci) otu gibi kavurması yapılabilir.
.
.

24 Ocak 2009 Cumartesi

Gaba (Ebegümeci) Otu ve Kavurması

Ege Bölgesinin ve Bodrum'un en bilinen ve sevilen otlarından bir diğeri de gabadır. Gaba ismini özellikle kullanıyorum, çünkü burada (Bodrum-Karaova) bu isimle bilinir ve ben de bu yöreyi yazdığım için yerel isimleri kullanıyorum. Çok da uzağımızda olmayan Yalıkavak ve Turgutreis civarlarında ise ilmek diyorlar. Gabanın en bilinen ismi ebegümecidir.



Gaba (Ebegümeci) Kavurması : Toplanan otlar temizlenip yıkandıktan sonra ince ince kıyılarak doğranırlar. Tencerede biraz yağ kızdırılarak içine biraz soğan konulur ve sarartılır. Doğranmış ve içine biraz dereotu eklenmiş ot tencereye konulur. İnce doğranmış birkaç diş sarımsak ilave edilerek kavrulur. Karaovadaki köylerde (genellikle) odun ateşinde ve “dığan” denilen yemek pişirme kabında kavrulur. Kavurma işlemine başlanırken, doğranmış gaba otunun içine gazyak, köremen, taze soğan yaprağı, gelincik gibi otlar da konulursa, daha değişik tatlar da ilave edilmiş olur. Fotoğrafta da görüldüğü gibi, ben üzerine bolca kırmızı pul biber (benim tercihim acı olmayandır) serperek ve yoğurtla yemeyi seviyorum.



Gaba otu özel olarak ekilip yetiştirilen bir ot değildir. Bir önceki yılın gabalarından dökülen tohumlardan çıkar. Eğer çıktığı arazi sürülüp işlenen bir araziyse, daha iyi büyürler ve daha taze olurlar.
.


Gaba otunun yapraklarının yakından ve üstten görünüşü de böyledir :)



Toplanmış ve temizlenmiş gaba otları. Gaba otunun taze kısımlarını doğramak gerekir. Köküne yakın olan kısımlar daha taze ve yumuşaktır. Kırmaya çalıştığınızda kolayca kırılır. Dalların ucuna doğru ise yumuşaklık azalır. Doğrarken buna dikkat edilirse iyi olur. Dalların ucundaki yaprak kısmı ise yumuşaktır ve kavurmaya konulmalıdır.



Bahar bittikten sonra gaba otu kartlaşır ve çiçeklenir. Biraz daha zaman geçince tohumlanır, tohumlarını gelecek yıl tekrar çıkmak üzere toprağa bırakır ve kurur. Bu arada, gaba otunun çiçekleri de çok güzel olur...
.
.

22 Ocak 2009 Perşembe

Kenker (Nam-ı Diğer Şevket-i Bostan)

Bodrum yöresinin en bilinen ve sevilen otlarından birisi de kenkerdir. İzmir taraflarında şevket-i bostan diyorlar. Dikenli görünümde olan bir ottur. İşlenen tarlalardan ziyade dağda bayırda, tarla yollarının kenarları gibi yerlerde çıkar. Dikenleri temizlenen dalları ile dış kabukları soyularak temizlenen kökleri kullanılır yemekte.



Kenker Yemeği : Bizim burada (Bodrum-Karaova) en yaygın pişirilme şekli nohutlu-etli yemeğinin yapılmasıdır. Kenker eğer işlenmiş (yani yumuşak) topraktan kazılmış ise kökleri daha taze ve yumuşak olur. Taze köklerdeki topraklı kabuk kısmı ve yapraklarındaki dikenleri temizlenerek kalan kısım yemekte kullanılır. Biraz kerevizi andırır.
Yemeğinin yapılışı: İnce doğranmış bir miktar soğan zeytinyağında hafifçe kavrulur, üzerine et ilave edilerek biraz pişirilir. Ardından kenker, salça, biraz pul biber ve tuz eklenerek beraberce biraz daha pişirilir. Son olarak da haşlanmış nohut ilave edilir. Hep beraber bir süre daha piştikten sonra yemek hazırdır. Karaova’da insanlar genellikle Yörük kökenli olduklarından, buna Yörük usulü mü desek bilmem ki? Çünkü, arkadaşımın dediğine göre, Bodrum’da sadece etle ve terbiyeli de pişiriyorlar(mış) kenkeri. Bu da Girit usulüymüş. (Sadece etle ve terbiyeli pişirilmiş kenker yemeği.)



Yukarıda temizlenmiş kenkerler. Buradaki kenker fotoğrafları 21 Aralık'ta çekildi.



Yeni kazılmış kenker otunun dikenli ve temizlenmemiş hali. Yukarıdaki fotoğrafta kenkerin kökünün kesik olduğu görülüyor. Köke fazla zarar verilmeden kazılır ve kök daha büyük olarak çıkarılabilir. Nitekim pazardaki kenkerlerde (ya da şimdiye kadar gördüğünüz kenker fotoğraflarında) soyulmuş köklerinin epeyce çok olduğunu görürsünüz. Ama biz kökü kadar dallarını da kullanıyoruz.
.
.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Turp Otu (ve Salatası)

Ege'nin ve tabii ki Bodrum'un en bilinen ve sevilen otlarından birisi de, tarlalarda kendiliğinden yetişen turp otudur.



Turp Otu Haşlaması (ya da Salatası) :
Dallarının üzerindeki yapraklar sıyrılarak turp otu temizlenir ve toprak kalmayacak şekilde iyice yıkanır. Çubuk gibi bırakmak yerine dallar biraz yapraklı kalırsa daha iyi olur. Bir yandan da su kaynatılır, içine bir miktar tuz atılır. Temizlenen turp otları, kaynatılmış suyun içine atılarak yumuşayıncaya kadar haşlanır. İçinde az miktarda su kalacak şekilde suyu süzülerek bir tabağa alınır, bolca sızma zeytinyağı ve biraz tuz ilave edilerek yenilir. Ben turp otunun kök bölgesini (fotoğrafta görülen o beyaz kısımlar) daha çok seviyorum.


Turp otunun çeşitli yönlerden görünüşü.

Turp Otu Kızartması :
Haşlanan turp otları, unlanarak kızartılırlar. Bu şekilde pişirme Bodrum yarımadasının batı kısmında (Yalıkavak, Turgutreis tarafları) yapılırken, Bodrum-Karaova yöresinde pek uygulanmaz.


Turp otu.


Dallarının üzerinde biraz yaprak bırakılarak, fazla yaprakları temizlenmiş ve yıkanmayı bekleyen turp otları.
.
.

20 Ocak 2009 Salı

Hardal Otu

Bodrum Mavi Derginin (Ocak) 27. sayısında Bodrum'un yenilen otlarını yazmıştım. Yazıda biraz da Bodrum yarımadası pazarlarına değinmiştim. Bugünden itibaren burada, hergün o otlardan birisini yazacağım. Bunlar bittikten sonra da dergideki yazıyı ve derginin sayfalarını koyacağım buraya.


İlk olarak Hardal otundan başlıyorum. Hardal otunun bir kaç çeşidi var. Bir kaç çeşidi olduğu gibi, değişik de pişirilme yöntemleri var. Ben burada, bu yörede nasıl yeniliyor, biz nasıl yiyoruz bunları yazdım. Zira otların adı, pişirilme şekli falan, bırakın başka bir ili, bir kaç köy ötede bile değişebiliyor.

Tarladaki hardal otları

Hardal otunun dalları üzerindeki yapraklar sıyrılarak ayıklanır ve üzerinde toprak kalmayacak şekilde yıkanır. Bana kalırsa, yapraklar tam olarak sıyrılmayıp dallar biraz yapraklı kalırsa daha iyi oluyor. Bu arada bir tencere su kaynatılır ve içine biraz da tuz atılır. Temizlenen hardal otları kaynayan suya atılır, yumuşayıp rengi değişene kadar haşlanır. Haşlandıktan sonra suyu süzülerek bir tabağa alınır, zeytinyağı limon ve tuz ilave edilir. Zeytinyağı iyi kalite (yani sızma) olursa ve bolca kullanılırsa daha iyi olur. Yenmeye hazır olan hardal otu salatası soğuk olarak servis yapılır.


Toplanmış olan hardal otları
.
.

19 Ocak 2009 Pazartesi

Nergis Çiçeği



Bugün komşudan (Şani abilerden) bana nergis göndermişler, teşekkürler. Önce fotoğraflarını çektim sonra bir bardak suya koydum onları, kokusu odanın her tarafını kapladı. Bir çiçek bu kadar mı güzel kokar... Bizim bahçede de çoktu bir zamanlar ama şimdi fazla kalmadı.

Nergis, Narcissus türünden soğanlı bitkilere verilen addır. Alımlı ve hoş kokulu çiçekleri nedeniyle birçok ülkede süs bitkisi olarak yetiştirilen nergislerin, başta Avrupa olmak üzere, kuzey ılıman kuşakta kendiliğinden yetişen 40 kadar türü vardır. Nergisler doğal olarak tüm Akdeniz kıyılarında, hatta bunun uzantısı olan Japonya'ya kadar aynı enlem dereceleri arasında görülmektedir.


Bunlar da bizim bağın kenarındaki nergisler.

Nergis'in Mitolojik hikayesi de şu şekilde;

Ekho, kendine aşık olanlara hiç aldırmayan, aşklarını hep karşılıksız bırakan çok güzel bir orman perisidir. Ne var ki, bir gün ormanda avlanan çok yakışıklı bir avcı görür ve ona ilk görüşte aşık olur ve aynı duruma kendisi düşer. Çünkü Narkissos adındaki bu avcı da onun sevgisine karşılık vermez ve hemen oradan uzaklaşır. Çok büyük bir aşka tutulan ve aşkına karşılık bulamayan Ekho, bu duruma dayanamaz, günden güne eriyerek ölür. Sesi ise etraftaki kayalarda yankılanır.



Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızmışlar ve Narkissos'u cezalandırmaya karar vermişler. Günlerden bir gün, av peşindeki Narkissos susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelmiş. Buradan su içmek için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görmüş ve daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenmiş. O denli büyülenmiş ki, kendine aşık olmuş. O ana dek kimseyi sevmediği kadar sevmiş kendi görüntüsünü . Orada öylece kalmış, ne su içebilmiş, ne de yemek yiyebilmiş, aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne erimeye başlamış ve o suyun kenarında sadece kendini seyrederek ömrünü tüketmiş. Öldükten sonra da vücudu nergis çiçeklerine dönüşmüş.
.
.

17 Ocak 2009 Cumartesi

Küçük Bir Şarap Tadımı ve Tanışma

Bugün (yeğenim) Müge'nin Bodrum'da bir deneme sınavı vardı. Biraz heyecanlıydı ama arkadaşlarını görünce heyecan falan kalmadı. Onu sınava götürdük hep beraber. Hem biraz gezeriz, biraz da alışveriş yaparız dedik. Hal böyle olunca, benim önemli uğrak yerlerimden birisi olan Metro'ya uğramadan da olmuyor tabi ki. Elektronik dahil bir çok şeyi orada bulabiliyorum ve çok büyük ve geniş olduğu için tekerlekli sandalyeyle gezmesi de kolay ve güzel oluyor. Üstelik şarap reyonu da büyük ve güzel :) E daha ne olsun...



Şaraba verdiği önem için ve böyle güzel bir şarap reyonu oluşturduğu için Metro'ya teşekkürler...

Metro'ya girer girmez, dahili anonstan şarap reyonunda iki şarabın tadımının olduğu anons ediliyordu. Bunu duyunca bir an Erdal'la göz göze geldik. Zaten oraya uğrayacaktım ama, bu anonstan sonra rotayı hemen o yöne doğru çevirdim. Tadımı yapılan şaraplar; Terra California Zinfandel 2006 ve Two Oceans Zinfandel 2007 idi. Önce Two Oceans'ı sonra Terra Zinfandeli tattım. Terra Zinfandeli daha önce de tatmış ve bunu yazmıştım zaten. Ben bu iki şaraptan Terra Zinfandeli beğendim.
Bu tadım esnasında, şarap reyonunun sorumlusu Ali beyle tanıştık, biraz da sohbet ettik... .
.

16 Ocak 2009 Cuma

Ben Dişçiden Korkar(D)ım :)



Maalesef hepimizin diş problemi oluyor(dur). Benim de epeyce fazla sayılır. Vee dişçiden korkmayan olduğunu da düşünemiyorum. Ben korkarım, hem de çok. Onu söyleyeyim. Bu aralar, ufak tefek problemleri olan bir kaç diş var. Henüz ağrısı sızısı yok ama şimdiden çaresine bakılmazsa, yakın gelecekte ya hiç kullanılamaz duruma geleceklerini ya da ciddi problemler çıkaracaklarını biliyorum. Onun için dedim ki, "korkunun ecele faydası yok, ben gideyim."

Bugüne randevulaşmıştık Mustafa'yla. Mustafa (Çam), Mumcular'da diş hekimi arkadaşım. Mustafa ile tanışıklığımız dokuz seneye yaklaşıyor. Kazadan sonraki dönemde yani. Yine bir diş problemi vesilesiyle olmuştu bu tanışma. Ama ortak arkadaşlarımız da varmış. O sebeple midir, nedendir bilmem, sanki çok eskilerden tanışıyormuşuz da kırk yıllık dostummuş gibi geliyor bana...

Bugün çok yağmurlu bir hava vardı. Ben yağmuru da, yağmurda bir yerlere gitmeyi de çok severim. Ama bir yandan da korkuyordum. Neyse, vardık işte... Hoş beş ve merhabalaşmadan sonra koltuğa geçtim. Koltuk sohbet için çok rahat aslında, ama sohbet de nereye kadar. Geldik diş mevzuuna; asıl gidiş sebebim olan dişin filmine bakınca biraz daha beklesin dedi. Ama bu bekleme de yine kontrol altında olacak. Bir başka dişin dolgusunu yaptık. Hiç de korktuğum gibi değildi, teşekkürler Mustafa. Daha büyük problemlisini de haftaya bıraktık. Böylece bugün de iyi bir alıştırma olmuş oldu benim için :)
.
.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Asmalarda Kış Budaması (Başladık)



Bugün asmaları budamaya başladık...

Budama; asmalarda büyüme ve gelişme ile verimlilik ve kalitenin dengeli bir şekilde düzenlenerek, bağlardan sağlanan yararın en üst düzeye çıkarılması amacıyla, canlı toprak üstü organları, özellikle bir yaşlı dallar ve sürgünler üzerinde gerçekleştirilen kısaltma, çıkarma ve seyreltme gibi işlemlerdir. Bağcılıkta özellikle kış budaması önem taşır. Budamayla; gelişmeye bırakılacak gözlerle, bunlardan oluşacak sürgünlerin, salkımların sayı ve yerleri belirlenir. Terbiye şekli budama ile oluşturulur ve oluşturulan bu terbiye şekli budamayla korunur veya değiştirilir. Asmada budama her yıl mutlaka yapılması gereken önemli kültürel bir işlemdir. Budamanın amaçları ve faydaları (ve fotoğrafları) : devamı
.
.

7 Ocak 2009 Çarşamba

Yerel Üzüm Çeşitleri - Milli Koleksiyon Bağı


yerel bir üzümümüz olan sıksarı

"Müessesemizce tesis edilen "Milli Koleksiyon Bağı" çalışmaları sırasında yapılan envanterler ve yerinde tespitlerle Türkiye'de 1200 civarında üzüm çeşidi bulunduğu saptanmıştır. Bu çeşitlerin büyük bir bölümü Milli Koleksiyon Bağına intikal ettirilmiş olup, ampelografik özellikleri, sinonimlerinin ortaya çıkarılmasına çaba sarfedilmekte, renkli resimleri çekilerek kataloglanmaktadır.

Bu kadar çok çeşit zenginliği, Anadolu'nun kültür asmasının gen merkezi olduğunu teyit etmektedir. Coğrafi konumumuz, iklim ve toprağımız asmanın isteklerine çok uygundur. Bununla beraber konuya ekonomik bağcılık açısından bakıldığında yurdumuzda bulunan üzüm çeşitlerinden sadece 50 - 60 kadarının yaygın olarak yetiştirildiği görülmektedir. ....... "
.
Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü 'nün hazırladığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın yayımladığı "Standart Üzüm Çeşitleri Kataloğu" nun önsözünden yapılan bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere, yerel çeşitler Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsünde, Milli Koleksiyon Bağında toplanmaktadır.
.
.
Söke Ziraat Teknik Lisesinden arkadaşım Tamer Uysal da Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsünde çalışıyor. Tamer Yatağan'lı. Okulda bir ara aynı sırayı da paylaşmıştık. Okuldan sonra ilk atanmamızda (kura sonucu) ikimizin tayini de Gümüşhane'ye çıkmıştı. Ben Köse ilçesinde, o Kelkit'te çalışıyordu. İki ilçe arasında yanlış hatırlamıyorsam 25-30 km mesafe vardır. Bazı hafta sonlarında görüşürdük. Sonra onun tayini Tekirdağ'a çıktı. Bir süre sonra da ben Bodrum'a geldim. Aradan 15 yıl geçti ve 2007'nin Haziran ayında Tamer, eşi ve oğlu ziyaretime gelmişlerdi.

Tamer, 2008 yılının Ağustos ayında da, yerel üzüm çeşitleri araştırması için resmi görevli olarak gelmiş ama vakit kıtlığından dolayı uğrayamamışlardı. Bugün de, o zaman tespit ettikleri üzümlerden aşı kalemi almak için geldiler. Yine gidilecek yer çok, zaman dar olduğundan, Tamer ve Semih'le ancak kısa bir süre görüşebildik...
.
.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Çıntar



Çıntar (Lactarius deliciosus) : Sarımsı (bazen turuncuya yaklaşan) renkli, huni şekilli, 5-12 cm çaplı ve zonlu şapkası ile kolayca tanınır. Sonbahar mevsiminde özellikle humusça zengin Kızılçam (Pinus brutia) ormanlarında çoğunlukla çam ibreleri altında, 3-5 'li gruplar halinde yetişmektedir. Dünyada 70'den fazla türü bilinen Lactarius cinsinin ülkemizde 30'dan fazla türü tanınır ve bunların büyük çoğunluğu yenir.



Buradaki çıntarların (mantarların) üzerindeki orman toprakları henüz temizlenmemiş durumda. Taşıma esnasında da hafiften ezilenler olmuş. İlk bulunduklarındaki, henüz hiç hasar görmemiş, ezilmemiş görünüşleri çok muntazamdır ve güzeldir. Burada bir şeyi daha hemen belirtmekte fayda var, bana kalırsa mantarı bulmak, toplamak, yemekten daha zevkli. Adeta define bulmak gibi bir şey. Aslında gönül isterdi ki, onların fotoğraflarını ormanda bulundukları yerde çekebileyim, ama herşey mümkün ol(a)mıyor işte...



Yemek demişken, çıntar (buralarda) genellikle üç şekilde yenir. 1. Közün (korun) üzerinde kebap yapılarak. Yani közlenerek. (Bizim burada korlama denir). 2. Temizlenen ve haşlanan çıntarlar unlanarak kızartılırlar. 3. Soğanla kavrulurlar. Benim tercihim, kızartılması ve korlanmasından yanadır...

Uyarı : Bilmediğiniz, emin olmadığınız mantarları, otları yemeyiniz.


.
.

2 Ocak 2009 Cuma

Bodrum'da Kar Yağdı

Bodrum'a kar yağar mı? 2004 yılının Ocak ayında yağdı. Buradaki fotoğraflar da, o gün kapının önünden çekebildiğim fotoğraflardan bir kaçı. Bu kadar (tahminimce 20 cm civarındaydı) karın içinde tekerlekli sandalye ile hareket edilemeyeceğinden, kapının önünden ancak bunları çekebilmiştim. Hem o zaman digital fotoğraf makinam yoktu daha. Eğer olsaydı ve bir de şimdiki düşüncem olsaydı çok fazla fotoğraf çekerdim. Şimdiki düşüncem olsaydı diyorum, çünkü o gün ne olduğunu anlayamamıştık tam olarak.



Havanın aydınlanmasından biraz sonraydı, beni uyandırdılar ve "bak kar yağıyor" dediler. Hem de öyle böyle değil, "lapa lapa" yağıyordu. "Keşke biraz yağsa ve yerlere tutsa" dedik. Ve yağmaya devam etti de. 07:30 civarlarında başlayan kar yağışı, saat 10:00' a geldiğinde hala devam ediyordu ve "daha da mı yağacak" demeye başlamıştık. Çünkü doğa buna alışık değildi ve zarar görmeye başlamıştı. Etraftaki ağaçlardan, çam ağaçlarından ve özellikle de zeytin ağaçlarından çatırtı sesleri geliyordu. Zeytin ağacının yaprakları nispeten geniş yüzeyli ve aynı zamanda yapraklarını dökmeyen bir ağaç olduğundan dolayı dallarında oldukça fazla kar birikiyordu ve zeytin ağacının gövdesi yağlı ve gevrek bir yapıya sahip olduğu için, dallar dayanamayıp kırılıyorlardı. Öyleki, dallarının çoğunu kaybeden ağaçlar olmuştu. Ve saat 11:00 oldu hala yağıyordu. 11:30 civarlarında kar yağışı durdu.



Her yer bembeyazdı. Herkes karda oynamıştı ama özellikle çocuklar çok sevinmişti.



Ogün başka neler olmuştu.

Telefon teli biraz kalın olduğundan üzerine kar birikmişti, bir de telin yakınındaki dallar, kar yüküyle iyice aşağıya kadar sarkıp, telefon telini de aşağıya bastırınca telefon direği iyice eğilmiş, neredeyse yıkılacak duruma gelmişti. Telefon teli ve dallardaki karları silkelemişti Erdal. Garajın sundurmasındaki eternitin üzerindeki karları da küremek zorunda kalmıştı. Etrim-Yalıçiftlik üzerinden Bodrum'a giden yol, hem karın yola devirdiği bir çam yüzünden, hem de yoldaki kar yüzünden kapanmıştı. Çok uzun süreli olmasa da, sanırım kapanan başka yollar da olmuştu. Bodrum'da kar yağar mı, yağdı. Bodrum'da kar yüzünden yollar kapanır mı, kapandı. O kar iki güne yakın yerde kaldı.



Başta da dediğim gibi, keşke çok fazla fotoğraf çekebilseydim de, o güne ait daha fazla doküman olsaydı elimizde. Çünkü bir daha bu kadar kar ne zaman yağar bilinmez. Uzun aralı bazı yıllarda kar serpiştirdiği görülmüştür ama, değil iki gün yerde kalması, yerleri tutmamıştır bile. Bu kadar kar, ben diyeyim 50, siz deyin 100 yılda bir yağar. Haaa, küresel iklim değişikliği bu durumu ne kadar değiştirir, onu da bilemem tabi...

Not : fotoğraflar tarayıcıdan aktarıldı.
.
.